Süveyş Kanalı ve Yavuz

12 AÄŸustos 2008

Yavuz Sultan Selim Mısır’ı fethettiğinde bir gün, Piri Paşa’ya, sonradan Süveyş Kanalı olan kara parçasını kastederek:

— Bak a Paşa demiş, denizi yarsak gemileri suya salsak, deryadan Hindistan’a sefer etsek, Ankara savaşında bizim büyük pederi tutup esir eden Timur’un evlatları orada saltanat sürermiş, onlardan intikam alsak, ailemizin şerefini kurtarsak… demiş. Karşısında el pençe divan duran değerli sadrazamı Piri Paşa cevap vermiş:

— Şevketlû hünkârım yol uzun, derya azgın, sefer zorludur. Kullarınız ziyade müşkülat çeker. 

Celâl Nuri Paşa, Netayic’ül Vukuat

Aziz ve âlicenap Atatürk’ün emirleri üzerine İş Bankası’na borçlanarak satın almış bulunduÄŸum ve gerek uzun süren bir hastalığım gerek sadece beceriksizliÄŸim yüzünden bir türlü faydalanamadığım, faydalanmak şöyle dursun, bankaya borcumun faiz faiz üstüne binerek ödeyemeyeceÄŸim bir yekûn tuttuÄŸunu görüp yalnız azabını çektiÄŸim Çankaya’daki bağı, hiçbir kâr bilmeksizin satmak kararında olduÄŸumu söylemek üzere, günün birinde, İsmet PaÅŸa’ya baÅŸvurmuÅŸtum. O beni küçümseyici bir bakışla tepeden tırnaÄŸa süzdükten sonra ÅŸu sözü söylemekle yetinmiÅŸti: “Sen çocuksun; çocuk…”?

Başvekilin hâlâ kulaklarımda çınlayan bu sözle ne demek istediğini anlamak için pek derin düşünmeye hacet yoktu sanırım. Evet, onun dediği gibi şahsî menfaat işlerinde ben bir çocuktum ve İsmet Paşa böyle olmamı, besbelli, bir eksiklik bir başarısızlık telakki etmekte idi. Şu halde, demek oluyordu ki, onca arsa spekülasyonu yapanlar, kazanç peşinde koşanlar akıllı ve başarılı kimselerdi.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Politikada 45 Yıl

İsmet Paşa, her şeyden evvel maharetli bir taktikçidir. Atatürk devrinde uzun yıllar iktidarda tutunabilişini en ziyade bu kabiliyetine borçludur. O devir boyunca liderle Büyük Millet Meclisi arasında –kâh birine, kâh öbürüne– dayanmak suretiyle uyguladığı baskül hünerlerini yakından görmüş olanlar bu müşahedemin ne kadar doğru olduğunu tasdikte tereddüde düşmezler sanırım. Lakin ta o zamanlardan tanık aramaya ne lüzum var? İsmet Paşa şu son yıllardaki iktidarında da meclisle ordu arasında aynı hünerleri göstermemiş midir?

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU, Politikada 45 Yıl

Bir radyo hatırası

4 AÄŸustos 2007

Bir gün Kudsi [Erguner] İsviçre’de Suisse Romande radyosundan görev alarak Radyo’ya geldi. Elinde bir Nagra teyp vardı. O çağın en üstün ses kayıt cihazı olan bu âlet, çok az kimsede bulunuyordu. Nagra’yı İsviçre’de Mösyö Kudelski denen bir Polonyalı, iki oğluyla birlikte özel atölyesinde yılda birkaç tane üretiyor, sattığı kişi veya kurumları deftere kaydediyordu. Her Nagra’nın cins yarış atı gibi künyesi vardı. O zamanlar Nagra’sı olanlar parmakla gösterilir, adam kişilik kazanırdı.

Nezih UZEL, Radyoda Bir Gün (İstanbul Radyosu Hatıraları)

Eski tiryakiler, çay; “leb-renk, leb-sûz ve leb-rîz” dedikleri “şerâit-i selâseyi cami’ bir çay olmazsa içmezlermiş… Yani çay, tavÅŸan kanı olmalı, sıcaklığı dudak yakmalı, bardaÄŸa doldurulduÄŸunda mutlaka dudak payı bırakılmalı…

Âdâb

11 Mart 2007

Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı, iki de bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma! Eğer biri sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme…

Mısrâ-i Berceste

11 Mart 2007

Merdûm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı füzûn ekşimi hûn etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri âhuya zebûn etti felek…

                                  Yavuz Sultan Selim

Fatih…

11 Mart 2007

Tursun Bey’in anlattığına göre, Fatih, İstanbul’a girdikten sonra Ayasofya’nın kubbesine çıkmış ve harabe halindeki şehri bir süre seyrettikten sonra hüzünlenerek “Kisra’nın köşkünde örümcek kapıcılık etmede, Afrâsiyâb’ın kalesinde ise baykuş beş vakit davul çalmadadır.� anlamındaki şu Farsça beyti okumuştur:

Perde-dârî mî-küned der tâk-ı Kisrâ ankebût
Bûm nevbet mî-zened der kal’a-i Efrâsiyâb

Lâ edrî

11 Mart 2007

İsteme beş şeyi beş kimseden gelmez vefa
Biri Cahil kimselerden lafz-u ihsân-u âtâ
Biri müfsitten nasihat, biri müflisten kerem
Kıl münafıktan hazer, umma avretten vefâ…

Refik Halit der ki…

11 Mart 2007

Tahlil edemediği halde anlamıştı ki, gurbette sevilmiş olmak başka aşklara benzemez, bu, hayatiyeti, mukavemeti artıran bir tılsımdır; uzakta kalanların hasreti çekilenlerin yerini o aşk tutar, o aşk ile dinç kalınır…

Refik Halit Karay, Sürgün