11 Mart 2007

Dilde derd-i iştiyakı çekmeye tâkât mi var
Ateş-i aşkınla cânâ sinede rahat mı var
Nabz-gîr olmaksa kastın âşık-ı bîmarına
Ben zebun-ı derd-i aşkım, sormaya hâcet mi var…
                                                          Nuri Halil Poyraz

Neyzen Halil Can ders anlatırken konuşma densizliğinde bulunan talebesini “Evlâdım silsile-i kelâma sekte verme� diye ikaz ederdi…

Karınca Huzura Varınca s.8

Bezir isi mürekkebi: Keten tohumu yağını bir çanakta fitille yakıp üstüne tuttuğu kapta isini biriktiriyor, buna biraz zamklı su, biraz mazı katıp havanda aylarca dövüyordu. Dirhemi altınla tartılan bir mürekkep ki, yüz yıl sonra rengi atmaz, silinse çıkmaz bir mürekkep…

Kemal Tahir, Köyün Kamburu, s.202

11 Mart 2007

Gençlik ümit ve arzularıyla, ihtiyarlık hatıralarıyla yaÅŸar…

Hüvelbâki
Kırk yıl Türk Milletine ilim ve irfan aşılayan, ilmi âsârından, şahsı ilminden, kalbi âlemden büyük, Anadolu’nun asil evlâdı Ali Fuat Başgil burada Rabbi’nin eşiğine ulaştı; ruhû için Fatiha istiyor.

Nurettin Topçu

Mısrâ-i Berceste

11 Mart 2007

Bilmem ki neydi gayen maksadın
Fare gibi kitapların arasında yaşadın
Ne içtin eğlendin ne de sevdin kız kadın
Etmezler seni kabul hiçbir meclise çiğ diye
Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye…
                                  Namdar Rahmi Karatay

Tavsiye

11 Mart 2007

Ben muntazam çalışmamı, muntazam istirahate medyunum. Çalıştığım kadar da dinlenmesini bilirim. Ve bence dinlenmek meşgaleyi değiştirerek yine çalışmaktır. Zira, fikren istirahat, fikrî meşgalenin değişmesiyle kabildir. Mutlaka sekiz saat uyurum, uyuyamasam tatlı hayallerle değil fakat hep ilmî tasavvurlarımla okuyamadığım saatleri yine yatağımda istirahatle geçiririm. Pek geç yatmasını sevmem. Sabahları yedide mutlaka kalkarım.

A.Süheyl Ünver

Mısrâ-i Berceste

11 Mart 2007

Ne mihrinden sâfâ kesbet, ne mâhından saadet um
Sakın aldanma bu dehre iki yüzlü münafıktır…
                                                                           Hayalî

Ertuğrul Gemisi, Hindistan’ın Bombay Limanına uğradığında Hintli Müslümanlar mahşerî bir kalabalık oluşturmuşlardır. Mesele bu insanların, “ahir ömürlerinde Müslüman toprağı sayılan gemide iki rekât namaz kılma� arzusudur.

Memleket Meselesi

11 Mart 2007

İstanbul denince özellikle otobüs yolculuklarını anmadan geçemeyeceğim. Bu çerçeve de İETT’nin bir dönemler Macaristan’dan satın alma gafletinde bulunduğu, konfor ve rahatlıktan yoksun, amortisörleri işlemez olmuş dolayısıyla seyahat esnasında insana yer sarsılıyormuş hissi veren İkarus marka otobüslerine binerek yolculuk yapmak durumundayız. Öyle ki, otobüs rölantide çalışırken oturduğunuz koltuktan kafanızı cama yaslama ihtiyatsızlığında bulunmuşsanız geçici baş dönmesi yaşamanız mukadderdir. Veyahut seyir halinde iken tutamakları bırakma basiretsizliğini ifa etmişseniz, şoförün ani fren seanslarında yanınızdaki bir yolcunun üzerine kaykılmanız da an meselesidir. 
Üç ay evvel Taksim-Bostancı hattında çalışan 112 numarayla Göztepe’ye geliyordum. Tam arka koltukta oldukça yaÅŸlı bir bey dikkatimi çekti: Günlük tıraşını olmuÅŸ, kravatlı, saçları intizamla taranmış mütebessim çehreli bir yaÅŸlı adam. Daha sonra yaşının 83 olduÄŸunu öğreneceÄŸim bu bey karşı koltukta kitap okumakta olan bir kıza yaklaşıp ne okuduÄŸunu sordu, biraz kitabıyla ilgilendi. Pek bir ÅŸey anladığını sanmıyorum çünkü ‘hanfendi’nin kitabı sokaklarda wikinglerde satılan türden, “bugün var yarın yok” nitelikli hafif meÅŸrep bir “eser”di.
Adam bana yaklaşıp kibar bir biçimde “Afedersiniz kitabınıza bakabilir miyim?” diye sordu. Elimdeki kitabın kapağını çevirip “R.Halit’in Çete adlı romanı” dedim. Adam sisli gözlerle bana bakıp, derin bir ses tonuyla “Refik Halit” diye tekrar etti. “Tanır mısınız” diye sordum. “Evet dedi, eskilerden, ÅŸu milli mücadeleye karşı olanlardan deÄŸil mi?”   İlginçtir, ilk akla gelen unsur Refik Halit için bu olmamalıdır bence.
Yaşlı adamla Ziverbey durağına kadar muhabbet ettik, emekli avukat, zihni takır takır işlemekte. Ama adamın şuurunda R.Halit bir edebiyatçıdan ziyade Milli Mücadele karşıtı olduğu gerekçesi ile sürgüne gönderilmiş bir adam.
Bana kalırsa iyi ki sürgüne tabi tutulmuÅŸ çünkü Çete, Sürgün, Gurbet Hikâyeleri, Memleket Hikâyeleri’nin bir bölümü hep sürgün hayatının sunduÄŸu meyveler.
BahsettiÄŸim kitapları günümüzde İnkılâp yayınları üzerinde “inkılâp” yaparak basıyor, yani sadeleÅŸtirerek. Daha doÄŸrusu üzerinde devrim yapayım derken “devirim” tezahür ettiriyor. “Çünkü yetiÅŸmekte olan gençlerimiz Osmanlıca kelimeleri anlamakta zorlanı”yormuÅŸ.
İnkılâp yayınlarının gerekçesi mantıktan uzak, ama ne denilmiÅŸtir “Sussan gönül razı deÄŸil, söylesen tesiri yok”
Ben Refik Halit’in eserlerini sahaftan alarak 1930′lu 40′lı yılların baskılarını tercih ediyorum. Bu tür kitaplarda müstesna bir koku, efsunlu bir hava var ve okuyucusuna yazıldığı gibi okuma imkânı sunuyor.
Burada zihnime geldiÄŸi gibi kitaplar üzerine mülahazalarımı ifade etmek istedim, “memleket meselesi” kavramı fakirin zihninde bu anlamları tedai ettiriyor. Artık ifsat edici fikirler olarak mı telakki edersiniz yoksa gecenin bir vakti zihnî teÅŸevvüş yaÅŸayan bir adamın sayıklamaları mı, tercihi size kalmış…