Eskilerin gözüyle lezzetli çayın vasıfları
11 Mart 2007
Eski tiryakiler, çay; “leb-renk, leb-sûz ve leb-rîz” dedikleri “şerâit-i selâseyi cami’ bir çay olmazsa içmezlermiş… Yani çay, tavÅŸan kanı olmalı, sıcaklığı dudak yakmalı, bardaÄŸa doldurulduÄŸunda mutlaka dudak payı bırakılmalı…
Âdâb
11 Mart 2007
Öğrendiklerini bir saat gibi cebinde taşı, iki de bir saati olduğunu göstermek isteyen insanlar gibi ortaya çıkarma! Eğer biri sana saati sorarsa söylersin; ama her saat başında saat kulesi gibi ötme…
Mısrâ-i Berceste
11 Mart 2007
Merdûm-i dîdeme bilmem ne füsûn etti felek
Giryemi kıldı füzûn ekşimi hûn etti felek
Şirler pençe-i kahrımda olurken lerzan
Beni bir gözleri âhuya zebûn etti felek…
                                  Yavuz Sultan Selim
Fatih…
11 Mart 2007
Tursun Bey’in anlattığına göre, Fatih, İstanbul’a girdikten sonra Ayasofya’nın kubbesine çıkmış ve harabe halindeki şehri bir süre seyrettikten sonra hüzünlenerek “Kisra’nın köşkünde örümcek kapıcılık etmede, Afrâsiyâb’ın kalesinde ise baykuş beş vakit davul çalmadadır.� anlamındaki şu Farsça beyti okumuştur:
Perde-dârî mî-küned der tâk-ı Kisrâ ankebût
Bûm nevbet mî-zened der kal’a-i Efrâsiyâb
Lâ edrî
11 Mart 2007
İsteme beş şeyi beş kimseden gelmez vefa
Biri Cahil kimselerden lafz-u ihsân-u âtâ
Biri müfsitten nasihat, biri müflisten kerem
Kıl münafıktan hazer, umma avretten vefâ…
Refik Halit der ki…
11 Mart 2007
Tahlil edemediği halde anlamıştı ki, gurbette sevilmiş olmak başka aşklara benzemez, bu, hayatiyeti, mukavemeti artıran bir tılsımdır; uzakta kalanların hasreti çekilenlerin yerini o aşk tutar, o aşk ile dinç kalınır…
Refik Halit Karay, Sürgün
Dilde derd-i iştiyakı çekmeye tâkât mi var
Ateş-i aşkınla cânâ sinede rahat mı var
Nabz-gîr olmaksa kastın âşık-ı bîmarına
Ben zebun-ı derd-i aşkım, sormaya hâcet mi var…
                                                          Nuri Halil Poyraz
Kadîm insanlardan inciler…
11 Mart 2007
Neyzen Halil Can ders anlatırken konuşma densizliğinde bulunan talebesini “Evlâdım silsile-i kelâma sekte verme� diye ikaz ederdi…
Karınca Huzura Varınca s.8
Kemal Tahir’den notlar
11 Mart 2007
Bezir isi mürekkebi: Keten tohumu yağını bir çanakta fitille yakıp üstüne tuttuğu kapta isini biriktiriyor, buna biraz zamklı su, biraz mazı katıp havanda aylarca dövüyordu. Dirhemi altınla tartılan bir mürekkep ki, yüz yıl sonra rengi atmaz, silinse çıkmaz bir mürekkep…
Kemal Tahir, Köyün Kamburu, s.202