Memleket Meselesi
11 Mart 2007
İstanbul denince özellikle otobüs yolculuklarını anmadan geçemeyeceğim. Bu çerçeve de İETT’nin bir dönemler Macaristan’dan satın alma gafletinde bulunduğu, konfor ve rahatlıktan yoksun, amortisörleri işlemez olmuş dolayısıyla seyahat esnasında insana yer sarsılıyormuş hissi veren İkarus marka otobüslerine binerek yolculuk yapmak durumundayız. Öyle ki, otobüs rölantide çalışırken oturduğunuz koltuktan kafanızı cama yaslama ihtiyatsızlığında bulunmuşsanız geçici baş dönmesi yaşamanız mukadderdir. Veyahut seyir halinde iken tutamakları bırakma basiretsizliğini ifa etmişseniz, şoförün ani fren seanslarında yanınızdaki bir yolcunun üzerine kaykılmanız da an meselesidir.
Üç ay evvel Taksim-Bostancı hattında çalışan 112 numarayla Göztepe’ye geliyordum. Tam arka koltukta oldukça yaşlı bir bey dikkatimi çekti: Günlük tıraşını olmuş, kravatlı, saçları intizamla taranmış mütebessim çehreli bir yaşlı adam. Daha sonra yaşının 83 olduğunu öğreneceğim bu bey karşı koltukta kitap okumakta olan bir kıza yaklaşıp ne okuduğunu sordu, biraz kitabıyla ilgilendi. Pek bir şey anladığını sanmıyorum çünkü ‘hanfendi’nin kitabı sokaklarda wikinglerde satılan türden, “bugün var yarın yok” nitelikli hafif meşrep bir “eser”di.
Adam bana yaklaşıp kibar bir biçimde “Afedersiniz kitabınıza bakabilir miyim?” diye sordu. Elimdeki kitabın kapağını çevirip “R.Halit’in Çete adlı romanı” dedim. Adam sisli gözlerle bana bakıp, derin bir ses tonuyla “Refik Halit” diye tekrar etti. “Tanır mısınız” diye sordum. “Evet dedi, eskilerden, şu milli mücadeleye karşı olanlardan değil mi?” İlginçtir, ilk akla gelen unsur Refik Halit için bu olmamalıdır bence.
Yaşlı adamla Ziverbey durağına kadar muhabbet ettik, emekli avukat, zihni takır takır işlemekte. Ama adamın şuurunda R.Halit bir edebiyatçıdan ziyade Milli Mücadele karşıtı olduğu gerekçesi ile sürgüne gönderilmiş bir adam.
Bana kalırsa iyi ki sürgüne tabi tutulmuş çünkü Çete, Sürgün, Gurbet Hikâyeleri, Memleket Hikâyeleri’nin bir bölümü hep sürgün hayatının sunduğu meyveler.
Bahsettiğim kitapları günümüzde İnkılâp yayınları üzerinde “inkılâp” yaparak basıyor, yani sadeleştirerek. Daha doğrusu üzerinde devrim yapayım derken “devirim” tezahür ettiriyor. “Çünkü yetişmekte olan gençlerimiz Osmanlıca kelimeleri anlamakta zorlanı”yormuş.
İnkılâp yayınlarının gerekçesi mantıktan uzak, ama ne denilmiştir “Sussan gönül razı değil, söylesen tesiri yok”
Ben Refik Halit’in eserlerini sahaftan alarak 1930′lu 40′lı yılların baskılarını tercih ediyorum. Bu tür kitaplarda müstesna bir koku, efsunlu bir hava var ve okuyucusuna yazıldığı gibi okuma imkânı sunuyor.
Burada zihnime geldiği gibi kitaplar üzerine mülahazalarımı ifade etmek istedim, “memleket meselesi” kavramı fakirin zihninde bu anlamları tedai ettiriyor. Artık ifsat edici fikirler olarak mı telakki edersiniz yoksa gecenin bir vakti zihnî teşevvüş yaşayan bir adamın sayıklamaları mı, tercihi size kalmış…
Yorum yazın